Türkiye’de her gün binlerce kadın, biten bir ilişkinin ardından ya da hayatına bir şekilde temas etmiş erkeklere "Hayır" dediğinde ağır bir dijital ablukayla yüzleşiyor. Ayrılığı ve reddedilmeyi hazmedemeyen fail; kadını suçlamaya, itibarını zedelemeye ve onu yakın çevresinin gözünde küçük düşürmeye odaklanıyor.
Kapıdan kovulsa bacadan giren, her engelin ardından yeni sahte hesaplarla kadına ulaşmaya çalışan, tüm dijital mecralarda onu taciz eden ve bununla da yetinmeyerek yakın arkadaşlarının videolarının altına karalama yorumları bırakan bu zihniyet, artık basit bir ısrarın ötesine geçerek kadının hem psikolojik bütünlüğünü hem de toplumsal itibarını hedef alan sistematik bir dijital şiddet sarmalına dönüşmektedir.
Platform Sınırı Tanımayan Psikolojik Şiddet
E-posta, WhatsApp, Instagram, Threads gibi akla gelebilecek tüm dijital kanallardan adeta pıtrak gibi türeyen bu ısrarlı ulaşma çabaları, hedef alınan kadın üzerinde muazzam bir psikolojik çöküntü ve tükenmişlik yaratıyor.
Tüm kapılar yüzüne kapatılıp sahte hesaplar tek tek engellendiğinde ise fail bu kez strateji değiştiriyor: Kadının arkadaşlarına sızıyor, videolarının altına gerçek dışı yorumlar bırakıyor, mesajlar atıyor ve üçüncü kişileri adeta birer "posta güvercini" gibi kullanarak kadına laf taşımaya çalışıyor.
Türkiye'deki saha araştırmaları ve kadın örgütlerinin raporları, genç kadınların en az %70'inin hayatında en az bir kez bu tür dijital kontrol ve ısrarlı takibe maruz kaldığını gösteriyor.
"Kıskançlık Sevgi Değildir": Yetersizlik, Kontrol ve Erkillik İllüzyonu
Türkiye’de artan kadın cinayetleri ve yükseltilen "erkek mağduriyeti edebiyatı"nın yarattığı ağır atmosfer, ne yazık ki en çok kadınların omuzlarına yük bindiriyor.
İlişkilerde "Onu giyme, oraya gitme, şununla konuşma" talimatlarıyla kadının hayatını kısıtlayan zihniyet, bunu topluma "sevgi veya kıskançlık" kılıfıyla yutturmaya çalışır.
Oysa kıskançlık bir sevgi göstergesi değil, kadının yaşam alanını daraltarak özgürlüğü ve hayatı üzerinde hâkimiyet kurmaya çalışan kontrolcü zihniyetin bir dışavurumudur.
Kadına saygı duymayan, hayatına müdahale edip manipülasyonlarla onu savunmasız bırakmaya çalışan bu profiller; "Seni başından vururum" gibi doğrudan yaşam hakkını ve fiziksel bütünlüğü hedef alan tehdit mesajlarıyla var olmaya çalışır.
Kendi ezikliğini kadın üzerinden kurduğu sahte bir "erkeklik" illüzyonuyla kapatmaya çalışan bu şiddet faillerinin en garip çelişkisi ise şudur: Kadına sürekli güvensiz olduğunu, "sadakatsiz/güvenilmez" olduğunu iddia eder ama buna rağmen asla ayrılmak istemez, her krizden sonra özür dileyerek kadını o toksik çemberde tutmaya çalışırlar.
Ahlaki İftiralarla Toplumsal Tecrit ve "Kurban" Rolü
İlişki boyunca kadına psikolojik şiddet uygulayan ve sorumluluk almayan bu hasta yapı, kadın ilişkiden ayrıldığı veya geri adım atmadığı an vites büyütür.
Failin gözünde kendisinden uzaklaşan kadın bir anda "adi, karaktersiz, namussuz ve ahlaksız" ilan edilir. "Beni kullandı", "Paramı yedi", "Vicdansız" gibi cinsiyetçi ve ahlaki tamlamalarla yürütülen bu karalama kampanyalarının asıl amacı, kadını yakın çevresinden ve toplumdan soyutlayarak dijital/sosyal bir tecrit altına almaktır.
Bu süreçte tam bir rol değişimi yaşanır: Fail kendisini gürültülü bir şekilde "kurban", kadını ise "cellat, çıkarı, menfaatçi ve iki yüzlü" ilan eder. Bu durum, psikolojide faillerin kendi suçlarını örtmek için başvurduğu tipik bir manipülasyondur.
Hediyelerin Koz Olarak Kullanılması ve Hukuki Hakikat
Bu tür faillerin en sık başvurduğu yöntemlerden biri de ilişki sürecinde alınan hediyeleri (örneğin bir cep telefonu veya eşya) birer şantaj, vicdan azabı ve temas sağlama aracına dönüştürmektir.
Kadın, failin gerçek yüzünü görüp ayrılmak istediğinde üzerindeki bu gölgeyi kaldırmak için hediyeleri iade etmek isteyebilir. Ancak fail, adres vermeyerek ya da eşyayı geri kabul etmeyerek kadını bir kısır döngüye ve zorunlu iletişime mahkûm etmeye çalışır.
Burada gözden kaçırılmaması gereken iki temel hakikat vardır:
1. Psikolojik Boyut: "Sana şunu aldım, bunu yaptım" söylemleri tamamen araçsaldır. Amaç eşyayı geri almak değil; hediyeyi bir silah gibi kullanarak kadının kendisine ulaşmasını sağlamak ve kontrolü elde tutmaktır.
2. Hukuki Boyut: Türk Borçlar Kanunu kapsamında ilişki sürecinde karşılıksız verilen hediyeler bağışlama niteliğindedir. Ayrılık sonrası bu hediyeler üzerinden kadını "çıkar sağlamakla" suçlamak veya bunlar üzerinden hak talep edip karalama kampanyası yürütmek tamamen hukuk dışıdır. Kadının hediyeyi iade etme teklifine rağmen adres vermeyen ve süreci yokuşa süren failin kendisidir; dolayısıyla tüm sorumluluk da kendisine aittir.
İntikam Pornosu (Revenge Porn) ve İtibar Suikastları
Türkiye’deki dijital flört şiddetinin en ağır biçimlerinden biri de geçmişe ait fotoğrafları, özel mesajlaşmaları veya videoları birer tehdit unsuruna dönüştürmektir.
Ayrılığı ya da reddedilmeyi hazmedemeyen failler; "Seni herkese rezil edeceğim", "Fotoğraflarını ailene/arkadaşlarına atacağım" diyerek şantaj yapmakta veya bu görselleri sosyal medyada kamuya açık yorumlarda paylaşarak itibar suikastı düzenlemektedir.
Toplumun kadına yüklemeye çalıştığı "Aman rezillik çıkmasın", "Ailenden gizle", "Etraf ne der" baskısı, bu takıntılı faillerin en büyük sığınağı haline gelir.
Oysa utanması gereken, sınırları ihlal edilen ve dijital şiddete uğrayan kadınlar değil; bu aşağılık yöntemlere başvurarak suç işleyen faillerdir.
Suçlar Zinciri ve Hukuki Hakikat
Kadın ayrılmak istediğinde ya da teklifleri reddettiğinde kadını suçlayıp rezil etmeye çalışan bu problemli zihniyet, aslında tek bir hareketle birden fazla suçu ve psikolojik şiddet yöntemini aynı anda işlemektedir.
Karşımızdaki tablo; Israrlı Takip / Stalking (TCK Madde 123/A), Hakaret ve Kişilik Haklarına Saldırı (TCK Madde 125), Kişisel Verileri Hukuka Aykırı Olarak Ele Geçirme ve Yayma (TCK Madde 136), Kişilerin Huzur ve Sükununu Bozma (TCK Madde 123) ve İftira (TCK Madde 267) suçlarının hepsi bir arada işlendiği ağır bir ihlal zinciridir.
Hukuki boyuttaki bu ağır ihlallere; sosyal medyada yürütülen Çamur Atma Kampanyaları (Smear Campaign), Manipülasyon ve Mağdur Rolüne Bürünme (Victim Blaming & DARVO), yakın çevreyi alet eden Sosyal Mühendislik yöntemleri ile Tehdit ve Blöf Yoluyla Sindirme gibi psikolojik harp taktikleri eşlik etmektedir.
Dijital şiddet uygulayan faillerin en çok beslendiği şey "tepki" almaktır. Bir küfür, bir öfke patlaması ya da bir savunma cümlesi dahi onlar için bir "başarı" sayılır.
Bu noktada yürütülen en sağlıklı dijital savunma; sıfır temas politikası (hiçbir şekilde yanıt vermeme) ve yapılan her hareketi soğukkanlılıkla delillendirmektir. Türk Ceza Kanunu’ndaki yasal maddeler, klavye arkasına gizlenen cesaretin ve blöflerin resmi makamlar karşısında nasıl kağıttan bir kule gibi yıkılacağının en somut kanıtıdır.
Birlikte Güçlüyüz: Korkmuyoruz, Dayanışmayla Yaşıyoruz
Tüm kadınlara açık bir çağrıdır: Bu tarz psikolojisi bozuk, kontrol takıntılı erkeklerin ilk işaretlerini (reddedilmeyi hazmedememe, sınır tanımama, kısıtlama) fark ettiğimiz an o ilişkiden hızla uzaklaşmalıyız.
Sizi rahatsız etme ihtimali olan kişilerin isimlerini ve yaptıklarını vakit kaybetmeden güvendiğimiz arkadaşlarımızla, ailemizle ve yakın çevremizle paylaşmalı, ortak bir güvenlik ağı oluşturmalıyız.
Asla ama asla korkmayacağız! Çünkü hiçbir kadın, katı ataerkil zihniyetin, şiddet faillerinin ya da dijital engellerin arkasından fırlatılan çamurların altında kalmak zorunda değildir.
Ekranların arkasındaki zorbalara karşı en büyük gücümüz; duruşumuz, birbirimize verdiğimiz omuz, hukuki kararlılığımız ve asla geri adım atmayışımızdır. Şiddetin her türlüsüne karşı: Farkındayız, buradayız ve susmuyoruz.
Yorumlar
Yorum Gönder