... | Samsun
Yukleniyor... USD -- EUR -- GBP -- ALTIN -- GUMUS -- PLATIN -- PALADYUM --
Son Dakika
Son dakika haberleri yukleniyor...
İstatistiklerin Ötesinde: Türkiye’de Kadın Cinayetleri ve Cezasızlık Krizi

İstatistiklerin Ötesinde: Türkiye’de Kadın Cinayetleri ve Cezasızlık Krizi

Ocak 10, 2026 yenitespit 0 Yorum
Ozet
2025 verilerine göre Türkiye'de 263 kadın erkek terörü sonucu hayatını kaybederken, 270 kadın şüpheli şekilde ölü bulundu. Uzmanlar; ataerkil toplumsal yapının, medyadaki şiddeti normalleştiren dilin ve yasal uygulamalardaki ciddiyetsizliğin bu vahim tabloyu beslediğini vurguluyor. Etkin koruma tedbirlerinin alınması, toplumsal cinsiyet eşitliği bilincinin yerleşmesi ve cezasızlık politikasından acilen vazgeçilmesi gerektiği belirtilerek, hukuki süreçlerin adaleti sağlaması çağrısında bulunuluyor.


2025 Rakamları ve Şüpheli Ölümler

2025 yılı Türkiye'de kadınların yaşam haklarının ihlal edildiği bir yıl olarak kayıtlara geçti. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu'nun açıkladığı verilere göre, 2025 yılında 263 kadın erkek terörü sonucu hayatını kaybetti. Aynı dönemde 270 kadın ise şüpheli bir şekilde ölü bulundu. Erkekler tarafından öldürülen 263 kadından 96'sı boşanmayı istemek, barışmayı reddetmek veya evlenmeyi reddetmek gibi nedenlerle öldürüldü. Yani kendi hayatlarına dair karar alma hakkını kullandıkları için hedef alındılar.

Ataerkil Yapı ve Toplumsal Cinsiyet Rolleri

Türkiye'deki ataerkil toplumsal yapı, kadını çoğu zaman erkeğe bağımlı ve güçsüz bir konumda konumlandırıyor. Kadın, erkeğin sahip olduğu bir eşya gibi değerlendiriliyor. Bu bakış açısına göre kadının yeri ev olarak tanımlanırken, ev içindeki emeği de değersiz sayılır. Evin reisi olarak erkek kabul edilir ve kadın, erkeğe itaat etmesi gereken bir figür olarak konumlandırılır. Toplumda kadınlık ve erkeklik rolleri genellikle eş ve anne kimliği ile sınırlanır. Bu cinsiyetçi anlayış, kadının birey olarak özgürleşmemesine ve erkeğe bağımlı hale gelmesine neden olurken, kadına yönelik şiddeti besleyen bir zemin oluşturuyor.

Medya Dili ve Şiddetin Normalleştirilmesi

Toplumun şiddeti normalleştirdiği bir zeminde medyanın dili nasıl şekilleniyor? Bu soruyu Mor Çatı'dan Aslı Ölçer yanıtladı. Ölçer, erkek şiddeti haberlerinde kullanılan dilin sorumluluğu kadının üzerine yıktığını belirtti. "Bu tip haberlerle karşılaşmak, kadınların şiddeti adlandırma ve bunu bir suç olarak kabul etme hallerini etkiliyor. Çünkü her şeyden önce, acaba şiddet yaşıyor muyum yoksa suç bende mi? Yani ben mi kışkırttım? Orada kullanılan dil, sorumluluğu kadının üzerine yıkan bir dil. Bu, şiddeti normalize etmiş oluyor" dedi.

Yasalar ve Uygulamadaki Çifte Standard

Kağıt üzerinde kadını korumaya yönelik birçok yasa mevcut. Ancak uygulamada ciddi bir duyarsızlık ve ciddiyetsizlik söz konusu. Ankara Barosu Gelincik Merkezi Başkanı Avukat Nazlı Özlem Atmaca, kolluk kuvvetleri, savcılar ve hakimlerin kadının beyanını yeterince önemsemediğini ifade etti. Koruma kararlarının geç çıktığını veya etkin denetlenmediğini belirten Atmaca, "Aslında biz yasasız değiliz ama uygulama adaleti sağlamıyor. Hukuk kadınlar için adil değil. Fail erkeğin geçmişi hasretici sebep sayılırken kadınların geçmişi sonsuz gibi yargılanabiliyor. Bu çifte standart kadınları hem sistemden hem de adaletten uzaklaştırıyor" dedi.

Öneriler ve Çağrı

Uzmanlar, kadına yönelik şiddetin önüne geçilmesi için beş temel başlık üzerinde duruyor. Birincisi, toplumsal cinsiyet eşitliği bilincinin erkek yaşlardan itibaren okullarda verilmesi. İkincisi, kadınların haklarını ve şiddetin cezai yaptırımlarını öğrenmesi. Üçüncüsü, şiddete karşı hoşgörüyle davranılmaması. Dördüncüsü, 62-84 sayılı kanunun daha etkin uygulanması. Beşincisi ise kadına yönelik ekonomik, psikolojik, fiziksel şiddet, ısrarlı takip, dijital şiddet, cinsel taciz, tecavüz ve zorla evlendirme gibi suçlarda cezasızlık politikasından vazgeçilmesi.

Haber: Metin Yıldırım

Görsel: Neslihan Turan / Kızıl (Wikimedia Commons)

Haber Seslendirme: Metin Yıldırım

Video ve Ses Montaj: Şevket Karaaslan

Yorumlar

Radyo