... | Samsun
Yukleniyor... USD -- EUR -- GBP -- ALTIN -- GUMUS -- PLATIN -- PALADYUM --
Son Dakika
Son dakika haberleri yükleniyor...
İnsan Seri Üretim Bandında Reklam Panosu mu?

İnsan Seri Üretim Bandında Reklam Panosu mu?

Ağustos 29, 2026 Metin Yıldırım 3 Yorum
Beril Pınar Demir İnsan ilişkileri

Sosyal Hız Üzerine Bir Eleştiri

Toplumumuzun sosyal dinamiklerinin değiştiğini apaçık biliyoruz. Ancak bilmek değil, bu dinamiğin neden böyle olduğunu anlayabilmek istiyoruz. Dijital çağın getirileriyle birlikte her şey hızlandı. Öyle ki, her şeyin ne kadar hızlandığını bile hızın kendisinden dolayı tam olarak ölçemiyoruz. Her şeye yetişmeye ve her şeyi takip etmeye çalışırken sürekli bir bilgi bombardımanına maruz kalıyoruz. Bilgiye hiç olmadığı kadar kolay ulaşıyoruz; fakat bu süreçte bilgeliği kaybediyoruz. Bilgi arttıkça düşünmeye ayırdığımız zaman azalıyor.


Doğal biyolojik saatimizin ne söylediğine bile bakmıyoruz. Hayatımızı kendi ritmimize göre değil, içinde bulunduğumuz hızın ritmine göre yaşıyoruz. Bu hız yalnızca günlük yaşantımızı değil, kendimizle ve çevremizle kurduğumuz ilişkiyi de şekillendiriyor.


İnsanlar reklam panosuna dönüşmüş durumda. Eylemlerini, duygularını, hislerini ve hatta bilgilerini dahi pazarlıyorlar. Bunu da “Ben de buradayım, bakın, vitrinim boş değil.” demek için yapıyorlar. Görülmek, var olmanın neredeyse bir kanıtı hâline geliyor.

İnsanlar üretim bandında

Görülmeme korkusu hız ile ivme kazandığında ortaya samimiyetten uzak, seri bir toplum çıkıyor. Yarar, verimlilik ve hız üzerinden ölçülüyor. İnsan da bu düzenin içinde kendi değerini sürekli görünür, üretken ve hareket hâlinde olarak kanıtlamaya çalışıyor.


Bu nedenle durup düşünmeye, nefes almaya vakitleri olmadığı gibi bunu yapmaktan da korkuyorlar. Kendileri ile kalmak, modern insanın en büyük kabusu. Hatta ve hatta tabusu. Çünkü insan kendisiyle kaldığında, bütün bu hızın ve kalabalığın içinde bastırdığı şeylerle karşılaşabiliyor.


Hep eğlenmek, gülmek ve tüketmek zorunda olurlarsa varlıklarının anlam kazanacağını düşünüyorlar. Anlamsızlıkta boğulup anlamsızlığı yeniden üretiyorlar. Anlamsızlığın yeniden inşası adını veriyorum ben buna. Bu kısır döngü hiç bitmiyor.


Tek başınalık ve kişinin kendisinden memnun olmadığını keşfetmesi, bununla yüzleşmesi veba ile eş değer hâle geldi. İşin ironik yanı, insanın kendisini bulma çabası bile bu tüketim düzeninin dışında kalamıyor. Mutsuzluk ve antidepresan övgüleri dahi pazarlama kültüründe eritiliyor. Yapılan meditasyon ve spiritüel çalışmalar da modern popüler kültüre kurban gidiyor.


Resmen kişinin kendisini keşfetmesi dayatılıyor ve bu süreç zorunlu bir hâle sokuluyor. İnsan, doğal bir gelişim evresinden çok seri üretim bandında, spiritüel pazarlamanın tedarik edilen, alınıp atılan malı oluyor. Sahte benlik kurtarma operasyonları bir işe yaramadığı gibi kişiyi bireysel deneyimleme güzelliklerinden de soğutuyor ve soğuk kabuklarına hapsolmasına neden oluyor. Işık işçilerine ve spiritüel cemaatlere de bir operasyon düzenlenmeli.

Beril Pınar DEMİR

Yorumlar

Adsız dedi ki…
Günümüz insanı sadece anın tadını çıkarmayı bir sonraki gün ne olacağını pek umursamayan bir düzeye gelmiş durumda özellikle modern toplumlarda çalışmayan sürekli olarak başka insanlardan beslenen başka insanların umutlarını çalan hayallerini mahveden iki yüzlü insan toplulukları ortaya çıkmaya başladı bunu da Türkiye'de 6 yıldır görüyoruz yozlaşmış toplumlarda İnsanların birbirine değer vermediği ortamların oluştuğunu aşkın sevginin ayaklar altına alındığını ve sadece para odaklı yaşamların çoğaldığını görebiliyoruz ve artık insanların para için yapmayacakları şeyin olmadığını da görebiliyoruz Yani açıkçası Kral Çıplak görüyoruz ama kimse Bunu söylemeye cesaret edemiyor herkes yüzündeki maskeyi çıkardığı zaman ikinci yüzünü ortaya çıkarmak istemiyor Ayrıca insanların yaşattığı olaylar bir gün modern toplumun çürümüşlüğünü aynı kendilerinin de yaşamasını sağlıyor
Adsız dedi ki…
Gerçekten yine çok harika tespitler çok muhteşem İnsanlar kendilerini keşif etmeye vakit bulamıyor adeta aynı fason fabrikalarından sanayileşmiş gibi çıkan mekanik yapılar haline geldiler Ne mutlu kendilerini görebilenlere özlerindeki hazineleri keşfedenlere durup düşünmek O yüzden her zaman için kalitedir Kızılderili atasözü onu söyler zaten koşuyoruz ama biraz durmak lazım
Sevil dedi ki…
Bir şeyin değerini anlamak için illa kaybetmek mi lazım? Kaybetmeden önce de kıymeti bilinemez mi? Canımızın, şu güzel hayatın değerini toprağın altına girmeden önce anlamamız gerekmez mi? İnsanlar dostlarını, komşularını, hatta yaşadıkları anın kıymetini kaybediyor. Çok çalışma hırsı, doymak bilmeyen para arzusu ve cimrilik günümüzün en büyük şeytanları oldu. Oysa ne güzel olurdu; oturup dertleşebilsek, konuşsak, eşimizi dostumuzu, komşumuzu ziyaret edebilseydik...

İşin eleştirilmesi gereken diğer tarafı ise buna hiç vakit bırakmayan sistemin başındakiler... Ucuza mal ettikleri insan hayatlarını nasıl tükettiklerini, nasıl süründürdüklerini görmüyor muyuz? Onlar bunları yaparken bir de çıkıp 'ne iyi insanlar' mı diyeceğiz? İşin acı yanı; kötü gördüğümüz bu insanlara benzemek için birbiriyle yarışan bir toplum hâline geldik. Ne yazık ki yine insanın karşısına, bizzat insan eliyle örülen duvar gibi soğuk insanlar çıkıyor.
Radyo